Oturak ingilizcesi ne ?

Guclu

New member
Oturak İngilizcesi: Bir Hikaye, Bir Dil, Bir Hayat

Herkese merhaba, forumdaşlar! Bugün sizlerle ilginç bir konuyu, hatta bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Bir arkadaşım geçenlerde “Oturak İngilizcesi nedir?” diye sordu ve beni derin düşüncelere sevk etti. Bunun üzerine düşündüm de, aslında dilin bizlere nasıl hayatımızı etkileyen bir araç olduğunu, bazen sadece kelimelerle değil, duygularla da nasıl şekillendiğini fark ettim. Ve bir hikâye yazmak istedim. Belki bir araya geldiğimizde hepimiz “Oturak İngilizcesi”ni farklı açılardan daha derinlemesine anlayabiliriz. Hadi gelin, birlikte bir yolculuğa çıkalım, dilin birleştirici gücünü keşfedelim!

Bir Zamanlar, Bir Köyde... Ahmet ve Ayşe'nin Hikâyesi

Bir zamanlar küçük bir köyde Ahmet adında genç bir adam yaşarmış. Ahmet, her şeyin bir çözümü olduğuna inanan, sürekli çözüm odaklı bir insandı. Fakat bir türlü dile ve yabancı dillere karşı sevgi besleyememişti. O köyde herkesin birbirini anladığı, ama dış dünyadan kopmuş bir yaşam vardı. Herkes birbirine "kendi dili"yle hitap ederdi. Fakat Ahmet bir gün, köy dışına çıkmaya karar verdi.

Ahmet’in yolu bir sabah, yolda yürürken karşısına çıkacak olan Ayşe ile kesişecekti. Ayşe, Ahmet'in tam zıttıydı. İnsanları anlamak, onların ruhuna dokunabilmek için dilin ötesinde bir şeylere ihtiyacı olduğuna inanan bir kadındı. Ayşe, dilin sadece kelimelerden ibaret olmadığını, her dilin bir hikâye taşıdığını bilir ve her insanla empatik bir bağ kurmak için dilin derinliklerine inmeyi severdi. Ahmet ile tanıştıktan sonra, Ayşe'nin bakış açısı onun dünyasını tamamen değiştirecekti.

Ahmet ve Ayşe, bir gün oturup çok önemli bir konuda sohbet etmeye başladılar. Ahmet, dil öğrenmek gibi zor bir işin, sadece bir zorunluluk olduğunu düşündüğü için her fırsatta "Ne gerek var, basit İngilizce yeter!" derdi. Ayşe ise, dili öğrenmenin, insanları tanımak için bir kapı açmak olduğuna inanıyordu. Onun için bir dil, insanlara dokunmak, onları anlamak demekti. Ahmet ona, “Oturak İngilizcesi nedir, bence temel kelimeleri bilmek yeterli,” dedi.

Ayşe, gülümsedi ve ona biraz derin bir bakışla yaklaşarak, "Bazen bir kelime değil, o kelimenin içindeki hisler ve ilişkiler önemlidir. Mesela ‘merhaba’ demek bile, bazen bir gülümsemeyle birleştiğinde bir dünyayı değiştirebilir," dedi. Ahmet buna karşılık, "Ama dil bir araçtır, ben bunu çözmeye çalışıyorum. Her şeyin bir çözümü var!" diye yanıtladı.

Ayşe, “Her şeyin çözümü olabilir, belki, ama dilin çözümü daha çok kendinle ilgili,” diye ekledi. "Bir kelimeyi doğru anlamadığında, bir dünyayı eksik bırakırsın. Bunu hiç düşündün mü?"

İki Farklı Perspektif, Birleşen Dünyalar

O günün sonunda, Ahmet ve Ayşe’nin bakış açıları tamamen farklıydı. Ahmet, her şeyin planlı ve çözüm odaklı olmasını isterken, Ayşe dilin sadece bir araç olmadığını, o kelimenin arkasındaki anlamın, kültürün ve duyguların çok daha önemli olduğunu fark etmişti.

Ahmet, “Bana göre oturak İngilizcesi, işte ‘hello’ demek, ‘thank you’ demek ve ‘how much?’ demek gibi şeylerden ibaret. Benim için bu kadar!” diyordu. Fakat Ayşe, “Bence oturak İngilizcesi, o kelimelerle kurduğumuz bağlantıdır. Eğer 'hello' derken karşındakine sıcak bir gülümseme sunmazsan, o sadece bir kelimeden ibaret olur,” diye karşılık verdi.

Burada tam olarak Ahmet ve Ayşe'nin birbirlerini anlamadığını fark ettiğini söyleyebilirim. Ahmet, dilin bir işlevi olduğunu düşünürken, Ayşe, o işlevin ötesine geçmeye çalışıyordu. Bir dilin sadece kelimelerle değil, duygularla şekillendiğini biliyordu. İki farklı yaklaşım vardı ama bir noktada kesişiyordu: İletişim.

Oturak İngilizcesi: Ne Anlama Geliyor, Bizim İçin Ne İfade Ediyor?

İşte "Oturak İngilizcesi" terimi de tam burada devreye giriyor. Belki bu kavram, ilk başta çok basit bir şey gibi görünüyor. Ama gerçekte, dilin hem stratejik hem de duygusal yönlerini içeriyor. Erkeklerin çözüm odaklı yaklaşımı, bir dil öğrenme sürecinde başlangıçta basit ve işlevsel kelimelere odaklanır. Hedef, durumu çözmek, anlaşmak ve iletişimi sağlamak olduğu için oturak İngilizcesi gibi bir kavramı anlamak kolaydır.

Kadınlar ise, dilin ötesindeki duygusal bağları ve ilişkileri derinlemesine kavrayarak iletişim kurar. Bu da aslında, dilin ruhunu ve kültürünü hissetmeyi içerir. Onlar için "oturak İngilizcesi", sadece kelimelerle değil, o kelimelerin ruhuyla da ilgili bir şeydir.

Ayşe ve Ahmet’in hikâyesinde, dilin yalnızca iletişimi sağlamaktan çok daha fazlası olduğunu fark ederiz. Ahmet, dilin bir araç olduğunu düşünürken, Ayşe dilin bir köprü, bir bağ olduğunu anlatır. İki bakış açısı da doğru ve geçerlidir. Birinin çözüm odaklı yaklaşımı, diğerinin empatik bakış açısıyla birleştiğinde, dil aslında daha derin ve anlamlı bir etkileşime dönüşür.

Hikâyeye Bağlanalım: Sizce Oturak İngilizcesi Nedir?

Beni okumaya devam ettiyseniz, sizin de içinde bir parça çözüm odaklı bir bakış açınız ve bir parça duygusal derinliğiniz var demektir. Peki, sizce “Oturak İngilizcesi” gerçekten nedir? Sadece günlük yaşamda kullandığımız temel ifadeler mi, yoksa dilin birleştirici gücünü, empatik ilişkileri mi daha çok ifade eder? Bu konuda sizlerin bakış açılarını öğrenmek isterim. Ahmet gibi mi düşünüyorsunuz, yoksa Ayşe gibi mi? Düşüncelerinizi paylaşarak, bu güzel sohbeti derinleştirebiliriz!