Kişileştirme Nedir? 8. Sınıf Öğrencileri İçin Eğlenceli ve Anlaşılır Anlatım
Edebiyat dünyasında bazı kelimeler vardır, sanki sınıfta sessizce oturup “Beni fark edin” diye bekler. Kişileştirme de bunlardan biridir. İlk bakışta biraz resmi, biraz da ciddi bir kavram gibi durabilir. Hani öğretmen tahtaya yazınca herkesin kalemini biraz daha sıkı tuttuğu kelimelerden biri… Ama aslında kişileştirme, edebiyatın en renkli anlatım yollarından biridir. Çünkü cansız varlıklara veya insan olmayan canlılara insan özellikleri kazandırarak anlatımı daha canlı, daha etkileyici ve daha akılda kalıcı hale getirir.
8. sınıf Türkçe dersinde sıkça karşılaşılan kişileştirme, diğer adıyla “teşhis”, özellikle şiirlerde, hikâyelerde ve masallarda karşımıza çıkar. Bir ağacın konuşması, güneşin gülümsemesi, rüzgârın şarkı söylemesi ya da kalemin “yoruldum” demesi kişileştirmeye örnek olabilir. Tabii gerçek hayatta bir kalemin gerçekten yorulup “Bugün de çok yazdırdınız” diye şikâyet etmesini beklemiyoruz. Zaten edebiyatın güzelliği de burada başlıyor; hayal gücüne küçük bir kapı açıyor ve sıradan şeyleri farklı gözlerle görmemizi sağlıyor.
Kişileştirme Nasıl Yapılır?
Kişileştirme yapmak için insanlara ait özellikler, insan dışındaki varlıklara aktarılır. Buradaki en önemli nokta, verilen özelliğin gerçekten bir insan özelliği olmasıdır. Çünkü her hareket kişileştirme anlamına gelmez. Bir çiçeğin açması doğal bir olaydır. Ancak “Çiçek sabah güneşe gülümseyerek merhaba dedi.” cümlesinde çiçeğe insana ait olan gülümseme ve selam verme özelliği yüklenmiştir.
Bir başka örnek üzerinden düşünelim:
“Yağmur bütün gece ağladı.”
Bu cümlede yağmurun yağması, insanın ağlamasına benzetilmiştir. Yağmurun gerçekten üzülüp gözyaşı döktüğünü söylemiyoruz. Burada amaç, yağmurun uzun süre yağmasını daha etkileyici bir şekilde anlatmaktır.
“Dağlar bana küstü.”
Dağların küsmesi mümkün değildir. Dağların duyguları, düşünceleri veya kırgınlıkları yoktur. Ancak şair ya da yazar, doğayla arasında duygusal bir bağ kurarak anlatımını güçlendirmiştir.
Kısacası kişileştirme, “Bir varlığı insan gibi göstermek” olarak özetlenebilir. Fakat bunu yaparken mantık sınırlarını tamamen kaybetmeye gerek yoktur. Sonuçta edebiyat hayal gücünü sever ama okuyucuyu da tamamen şaşkına çevirmeyi hedeflemez.
Kişileştirme ile Benzetme Arasındaki Fark
Öğrencilerin en çok karıştırdığı konulardan biri kişileştirme ve benzetmedir. İkisi de anlatımı güzelleştirir ancak görevleri farklıdır. Benzetmede bir varlık, başka bir varlığa benzetilir. Kişileştirmede ise insan olmayan bir varlığa insan özelliği verilir.
Örneğin:
“Çocuk aslan gibi güçlüydü.”
Bu cümlede çocuk aslana benzetilmiştir. Burada kişileştirme yoktur çünkü çocuk zaten insandır.
“Aslan gururla yürüyüp arkadaşlarına selam verdi.”
Bu cümlede ise aslana insan davranışı olan selam verme özelliği verilmiştir. İşte burada kişileştirme vardır.
Bir de küçük bir püf noktası vardır: Cümlede “gibi, kadar, sanki” gibi kelimeler görünce hemen benzetmeye atlamak bazen yanlış sonuç verebilir. Çünkü edebiyat soruları bazen küçük oyunlar yapmayı sever. Bir kelimeyi görüp hemen karar vermek yerine cümlenin tamamına bakmak gerekir. Türkçe soruları da bazen “Ben buradayım ama beni dikkatli oku” havasında davranabilir.
Kişileştirmenin Kullanıldığı Yerler
Kişileştirme özellikle şiirlerde çok sık kullanılır. Şairler duygu ve düşüncelerini daha güçlü anlatmak için doğaya, hayvanlara veya eşyalara insan özellikleri verirler. Çünkü bazen bir duyguyu doğrudan anlatmak yerine ona bir görüntü kazandırmak daha etkili olur.
Örneğin:
“Güneş bugün yüzünü göstermedi.”
Bu cümlede güneşin yüzü olduğu düşünülmez. Burada anlatılmak istenen, havanın kapalı olması veya güneşin görünmemesidir. Ancak “güneş görünmedi” demek yerine “yüzünü göstermedi” denilmesi anlatıma sıcaklık katar.
Masallarda da kişileştirme oldukça yaygındır. Konuşan hayvanlar, düşünen ağaçlar veya insan gibi davranan eşyalar masalların vazgeçilmez parçalarıdır. Küçükken dinlediğimiz birçok masalda aslında fark etmeden kişileştirmeyle karşılaşmışızdır. Bir tilkinin plan yapması, bir karıncanın konuşması ya da bir kaplumbağanın öğüt vermesi buna örnek olabilir.
Hikâyelerde ise kişileştirme, okuyucunun olaylara daha fazla bağlanmasını sağlar. Bir yazar “eski ev sessizdi” diyebilir. Ancak “eski ev yılların yorgunluğuyla sessizce bekliyordu” dediğinde ev adeta bir karakter gibi görünmeye başlar.
Kişileştirme Örnekleri
Konuyu daha iyi anlamak için birkaç örneğe bakalım:
“Kitap bana yeni dünyaların kapısını açtı.”
Kitap gerçek anlamda kapı açmaz. Ancak bilgi vermesi ve hayal dünyasını genişletmesi, kapı açmaya benzetilerek anlatılmıştır. Eğer kitaba “bana yol gösterdi” gibi insan davranışı yüklenirse kişileştirme özelliği kazanabilir.
“Bulutlar bugün üzgün görünüyordu.”
Bulutların üzülmesi mümkün değildir. Üzgünlük insana ait bir duygudur. Bu nedenle kişileştirme yapılmıştır.
“Saat sabırsızca ilerliyordu.”
Saatin sabırsız olması mümkün değildir. Sabırsızlık insanlara ait bir özelliktir.
“Deniz kıyıya fısıldadı.”
Fısıldamak bir insan davranışıdır. Dalgaların sesi bu şekilde daha etkileyici anlatılmıştır.
Bu örneklerde görüldüğü gibi kişileştirme, anlatımı daha canlı hale getirir. Normal bir cümle bilgi verirken kişileştirme kullanılan bir cümle okuyucunun zihninde bir görüntü oluşturur.
Kişileştirmenin Önemi ve Sınavlarda Dikkat Edilecek Noktalar
Kişileştirme sadece edebi metinleri süsleyen bir sanat değildir. Aynı zamanda düşünceleri daha kolay anlatmayı sağlayan güçlü bir yöntemdir. İnsanlar duygularını ve düşüncelerini bazen doğrudan anlatmak yerine farklı yollarla ifade etmeyi tercih eder. Çünkü bazı cümleler sadece bilgi vermekle kalmaz, aynı zamanda his de oluşturur.
8. sınıf öğrencileri için kişileştirme sorularında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: İnsan dışındaki bir varlığa insan özelliği verilmiş mi? Eğer cevap evetse, büyük ihtimalle kişileştirme vardır.
Ancak sadece hareket eden her şey kişileştirme değildir. Örneğin “Ağaç rüzgârda sallandı.” cümlesinde kişileştirme yoktur. Çünkü sallanmak ağacın doğal bir özelliğidir. Fakat “Ağaç rüzgâra el salladı.” cümlesinde durum değişir. Çünkü el sallamak insana ait bir davranıştır.
Kişileştirme, Türkçenin hayal gücünü gösteren güzel anlatım yollarından biridir. Cansız varlıkları konuşturmak, doğaya duygu vermek ve sıradan olayları daha etkileyici hale getirmek edebiyatın küçük ama güçlü dokunuşlarıdır. Bu yüzden kişileştirme konusunu öğrenirken sadece tanım ezberlemek yerine örnekleri incelemek daha faydalıdır. Çünkü bazen bir cümlenin içinde saklanan küçük bir insan özelliği, bütün anlamı değiştirebilir.
Kısacası kişileştirme, dünyaya biraz daha farklı bakmayı öğretir. Bir ağaca sadece ağaç, bir rüzgâra sadece rüzgâr olarak bakmak yerine onların edebiyattaki yerini görmemizi sağlar. Belki de edebiyatın en güzel taraflarından biri budur: Normalde konuşmayan şeylere söz hakkı vermek. Tabii gerçek hayatta masadaki kalemin konuşmasını beklemeyiz; yoksa ders çalışmak yerine kalemin şikâyetlerini dinlemek zorunda kalabilirdik. Ancak kitapların dünyasında her şey mümkündür ve kişileştirme de bu dünyanın en keyifli misafirlerinden biridir.
Edebiyat dünyasında bazı kelimeler vardır, sanki sınıfta sessizce oturup “Beni fark edin” diye bekler. Kişileştirme de bunlardan biridir. İlk bakışta biraz resmi, biraz da ciddi bir kavram gibi durabilir. Hani öğretmen tahtaya yazınca herkesin kalemini biraz daha sıkı tuttuğu kelimelerden biri… Ama aslında kişileştirme, edebiyatın en renkli anlatım yollarından biridir. Çünkü cansız varlıklara veya insan olmayan canlılara insan özellikleri kazandırarak anlatımı daha canlı, daha etkileyici ve daha akılda kalıcı hale getirir.
8. sınıf Türkçe dersinde sıkça karşılaşılan kişileştirme, diğer adıyla “teşhis”, özellikle şiirlerde, hikâyelerde ve masallarda karşımıza çıkar. Bir ağacın konuşması, güneşin gülümsemesi, rüzgârın şarkı söylemesi ya da kalemin “yoruldum” demesi kişileştirmeye örnek olabilir. Tabii gerçek hayatta bir kalemin gerçekten yorulup “Bugün de çok yazdırdınız” diye şikâyet etmesini beklemiyoruz. Zaten edebiyatın güzelliği de burada başlıyor; hayal gücüne küçük bir kapı açıyor ve sıradan şeyleri farklı gözlerle görmemizi sağlıyor.
Kişileştirme Nasıl Yapılır?
Kişileştirme yapmak için insanlara ait özellikler, insan dışındaki varlıklara aktarılır. Buradaki en önemli nokta, verilen özelliğin gerçekten bir insan özelliği olmasıdır. Çünkü her hareket kişileştirme anlamına gelmez. Bir çiçeğin açması doğal bir olaydır. Ancak “Çiçek sabah güneşe gülümseyerek merhaba dedi.” cümlesinde çiçeğe insana ait olan gülümseme ve selam verme özelliği yüklenmiştir.
Bir başka örnek üzerinden düşünelim:
“Yağmur bütün gece ağladı.”
Bu cümlede yağmurun yağması, insanın ağlamasına benzetilmiştir. Yağmurun gerçekten üzülüp gözyaşı döktüğünü söylemiyoruz. Burada amaç, yağmurun uzun süre yağmasını daha etkileyici bir şekilde anlatmaktır.
“Dağlar bana küstü.”
Dağların küsmesi mümkün değildir. Dağların duyguları, düşünceleri veya kırgınlıkları yoktur. Ancak şair ya da yazar, doğayla arasında duygusal bir bağ kurarak anlatımını güçlendirmiştir.
Kısacası kişileştirme, “Bir varlığı insan gibi göstermek” olarak özetlenebilir. Fakat bunu yaparken mantık sınırlarını tamamen kaybetmeye gerek yoktur. Sonuçta edebiyat hayal gücünü sever ama okuyucuyu da tamamen şaşkına çevirmeyi hedeflemez.
Kişileştirme ile Benzetme Arasındaki Fark
Öğrencilerin en çok karıştırdığı konulardan biri kişileştirme ve benzetmedir. İkisi de anlatımı güzelleştirir ancak görevleri farklıdır. Benzetmede bir varlık, başka bir varlığa benzetilir. Kişileştirmede ise insan olmayan bir varlığa insan özelliği verilir.
Örneğin:
“Çocuk aslan gibi güçlüydü.”
Bu cümlede çocuk aslana benzetilmiştir. Burada kişileştirme yoktur çünkü çocuk zaten insandır.
“Aslan gururla yürüyüp arkadaşlarına selam verdi.”
Bu cümlede ise aslana insan davranışı olan selam verme özelliği verilmiştir. İşte burada kişileştirme vardır.
Bir de küçük bir püf noktası vardır: Cümlede “gibi, kadar, sanki” gibi kelimeler görünce hemen benzetmeye atlamak bazen yanlış sonuç verebilir. Çünkü edebiyat soruları bazen küçük oyunlar yapmayı sever. Bir kelimeyi görüp hemen karar vermek yerine cümlenin tamamına bakmak gerekir. Türkçe soruları da bazen “Ben buradayım ama beni dikkatli oku” havasında davranabilir.
Kişileştirmenin Kullanıldığı Yerler
Kişileştirme özellikle şiirlerde çok sık kullanılır. Şairler duygu ve düşüncelerini daha güçlü anlatmak için doğaya, hayvanlara veya eşyalara insan özellikleri verirler. Çünkü bazen bir duyguyu doğrudan anlatmak yerine ona bir görüntü kazandırmak daha etkili olur.
Örneğin:
“Güneş bugün yüzünü göstermedi.”
Bu cümlede güneşin yüzü olduğu düşünülmez. Burada anlatılmak istenen, havanın kapalı olması veya güneşin görünmemesidir. Ancak “güneş görünmedi” demek yerine “yüzünü göstermedi” denilmesi anlatıma sıcaklık katar.
Masallarda da kişileştirme oldukça yaygındır. Konuşan hayvanlar, düşünen ağaçlar veya insan gibi davranan eşyalar masalların vazgeçilmez parçalarıdır. Küçükken dinlediğimiz birçok masalda aslında fark etmeden kişileştirmeyle karşılaşmışızdır. Bir tilkinin plan yapması, bir karıncanın konuşması ya da bir kaplumbağanın öğüt vermesi buna örnek olabilir.
Hikâyelerde ise kişileştirme, okuyucunun olaylara daha fazla bağlanmasını sağlar. Bir yazar “eski ev sessizdi” diyebilir. Ancak “eski ev yılların yorgunluğuyla sessizce bekliyordu” dediğinde ev adeta bir karakter gibi görünmeye başlar.
Kişileştirme Örnekleri
Konuyu daha iyi anlamak için birkaç örneğe bakalım:
“Kitap bana yeni dünyaların kapısını açtı.”
Kitap gerçek anlamda kapı açmaz. Ancak bilgi vermesi ve hayal dünyasını genişletmesi, kapı açmaya benzetilerek anlatılmıştır. Eğer kitaba “bana yol gösterdi” gibi insan davranışı yüklenirse kişileştirme özelliği kazanabilir.
“Bulutlar bugün üzgün görünüyordu.”
Bulutların üzülmesi mümkün değildir. Üzgünlük insana ait bir duygudur. Bu nedenle kişileştirme yapılmıştır.
“Saat sabırsızca ilerliyordu.”
Saatin sabırsız olması mümkün değildir. Sabırsızlık insanlara ait bir özelliktir.
“Deniz kıyıya fısıldadı.”
Fısıldamak bir insan davranışıdır. Dalgaların sesi bu şekilde daha etkileyici anlatılmıştır.
Bu örneklerde görüldüğü gibi kişileştirme, anlatımı daha canlı hale getirir. Normal bir cümle bilgi verirken kişileştirme kullanılan bir cümle okuyucunun zihninde bir görüntü oluşturur.
Kişileştirmenin Önemi ve Sınavlarda Dikkat Edilecek Noktalar
Kişileştirme sadece edebi metinleri süsleyen bir sanat değildir. Aynı zamanda düşünceleri daha kolay anlatmayı sağlayan güçlü bir yöntemdir. İnsanlar duygularını ve düşüncelerini bazen doğrudan anlatmak yerine farklı yollarla ifade etmeyi tercih eder. Çünkü bazı cümleler sadece bilgi vermekle kalmaz, aynı zamanda his de oluşturur.
8. sınıf öğrencileri için kişileştirme sorularında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: İnsan dışındaki bir varlığa insan özelliği verilmiş mi? Eğer cevap evetse, büyük ihtimalle kişileştirme vardır.
Ancak sadece hareket eden her şey kişileştirme değildir. Örneğin “Ağaç rüzgârda sallandı.” cümlesinde kişileştirme yoktur. Çünkü sallanmak ağacın doğal bir özelliğidir. Fakat “Ağaç rüzgâra el salladı.” cümlesinde durum değişir. Çünkü el sallamak insana ait bir davranıştır.
Kişileştirme, Türkçenin hayal gücünü gösteren güzel anlatım yollarından biridir. Cansız varlıkları konuşturmak, doğaya duygu vermek ve sıradan olayları daha etkileyici hale getirmek edebiyatın küçük ama güçlü dokunuşlarıdır. Bu yüzden kişileştirme konusunu öğrenirken sadece tanım ezberlemek yerine örnekleri incelemek daha faydalıdır. Çünkü bazen bir cümlenin içinde saklanan küçük bir insan özelliği, bütün anlamı değiştirebilir.
Kısacası kişileştirme, dünyaya biraz daha farklı bakmayı öğretir. Bir ağaca sadece ağaç, bir rüzgâra sadece rüzgâr olarak bakmak yerine onların edebiyattaki yerini görmemizi sağlar. Belki de edebiyatın en güzel taraflarından biri budur: Normalde konuşmayan şeylere söz hakkı vermek. Tabii gerçek hayatta masadaki kalemin konuşmasını beklemeyiz; yoksa ders çalışmak yerine kalemin şikâyetlerini dinlemek zorunda kalabilirdik. Ancak kitapların dünyasında her şey mümkündür ve kişileştirme de bu dünyanın en keyifli misafirlerinden biridir.