Panik atak insanı öldürebilir mi ?

Emre

New member
Panik Atak İnsanı Öldürebilir mi? Bir Gece Başlayan ve Bize Korkunun Ne Olduğunu Yeniden Öğreten Hikâye

Geçen yıl bir gece, telefonum saat 02.17'yi gösterirken yakın bir arkadaşım beni aradı. Sesini ilk birkaç saniye tanıyamadım. Nefes nefeseydi.

“Kalbim çok hızlı atıyor. Göğsüm sıkışıyor. Bir şey olacak. Galiba ölüyorum.”

İnsan böyle bir cümleyi duyduğunda aklına ilk gelen şey genellikle “Panik yapma” oluyor. Ben de o gece bunu söylemeye hazırlanmıştım. Sonra durdum. Çünkü karşımdaki insan için yaşadığı şeyin adı “panik” değildi. O anda gerçekten ölümün kapısında olduğuna inanıyordu.

Bu hikâyeyi anlatmamın nedeni yalnızca “panik atak insanı öldürür mü?” sorusuna cevap vermek değil. Çünkü bu sorunun arkasında çoğu zaman başka sorular da bulunuyor:

“Kalbimde bir şey mi var?”

“Ya bir daha olursa?”

“Ya yalnızken yakalanırsam?”

“Ya bu kez gerçekten ölürsem?”

Ve belki en önemlisi:

“Bedenime güvenebilir miyim?”

02.17: Ölüm Korkusunun Ortasında Bir Telefon

Arkadaşımın adı Deniz olsun.

Deniz, 30'lu yaşlarının başında, işini planlamayı seven, sorun çıktığında önce nedenini bulmaya çalışan biriydi. Yani o gece yaşadığı şeyin mantıklı bir açıklamasını bulmaya çalışması şaşırtıcı değildi.

Telefonu kapatmadan önce bana defalarca aynı soruyu sordu:

“Kalp krizi geçiriyor olabilir miyim?”

Ona uzaktan kesin bir teşhis koyamayacağımı söyledim. Göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma gibi belirtilerin ciddiye alınması gerektiğini, özellikle ilk kez yaşanıyorsa veya belirtiler alışılmadıksa acil tıbbi değerlendirme gerektiğini söyledim.

Bu ayrım önemli.

Çünkü “Bu kesin panik ataktır” diyerek ciddi bir tıbbi durumu gözden kaçırmak doğru değildir.

Deniz o gece değerlendirilmek üzere sağlık kuruluşuna gitti. Yapılan muayene ve değerlendirmeler sonucunda akut bir kalp krizi saptanmadı. Doktoru, yaşadığı tablonun panik atakla uyumlu olabileceğini söyledi.

Fakat Deniz'in zihnindeki problem çözülmemişti.

“Kalp krizi değilmiş,” dedi.

“Peki ya bir dahaki sefere?”

İşte panik atağın en yorucu taraflarından biri burada başlıyor.

Atak sona eriyor ama korku sona ermiyor.

Kalp Hızlanınca Zihin Neden “Ölüyorum” Diyebilir?

Panik atak sırasında bedenin alarm sistemi yoğun biçimde devreye girebilir.

Kalp çarpıntısı, terleme, titreme, nefes darlığı veya boğuluyor gibi hissetme, göğüste rahatsızlık, baş dönmesi, uyuşma, sıcaklık veya soğukluk hissi ve gerçeklikten kopuyormuş gibi hissetme gibi belirtiler ortaya çıkabilir.

Beden aslında tehlikeye hazırlanmak üzere tasarlanmış bir sistem çalıştırmaktadır.

Sorun şudur:

Beyin bazen gerçek bir tehlike ile yanlış alarm arasındaki ayrımı o anda yapamayabilir.

Kalp hızlanır.

Kişi bunu fark eder.

“Kalbim çok hızlı.”

Ardından:

“Kalbimde sorun var.”

Sonra:

“Birazdan daha kötü olacak.”

Ve nihayet:

“Ölüyorum.”

Bu düşünce korkuyu artırır.

Korku ise bedensel belirtileri daha da güçlendirebilir.

Böylece bir kısır döngü oluşabilir.

Deniz ertesi hafta bana bu döngüyü şöyle anlattı:

“İlk korktuğum şey kalbimdi. Sonra kalbimden korktuğumu fark etmekten korkmaya başladım.”

Bu cümle bence panik atağın neden bu kadar sarsıcı olabildiğini çok iyi anlatıyor.

Peki Panik Atak Gerçekten Öldürür mü?

Panik atağın kendisi, tipik olarak yaşamı tehdit eden bir durum değildir. Panik atakta ortaya çıkan yoğun fiziksel belirtiler çok gerçek ve korkutucu olsa da, tek başına bir panik atağın insanı öldürmesi beklenen bir durum değildir.

Fakat burada çok önemli bir parantez açmak gerekiyor.

Her göğüs ağrısı veya nefes darlığı “panik atak” değildir.

Kalp-damar hastalıkları, ritim bozuklukları, bazı solunum hastalıkları, tiroit sorunları, bazı ilaçlar veya maddeler ve başka tıbbi durumlar benzer belirtilere yol açabilir.

Bu nedenle özellikle ilk kez ortaya çıkan, şiddetli, farklı veya açıklanamayan belirtilerde tıbbi değerlendirme önemlidir.

Özellikle göğüste baskı veya ağrı, ciddi nefes darlığı, bayılma, yeni gelişen belirgin ritim bozukluğu hissi gibi belirtiler varsa kişinin “Benim panik atağım var” diyerek bunu otomatik olarak açıklamaya çalışması güvenli değildir.

Buradaki mesaj basit:

Panik atak çoğunlukla öldürücü değildir; fakat panik atağa benzeyen belirtilerin başka nedenleri olabileceği için gerektiğinde tıbbi yardım alınmalıdır.

Erkeklerin “Çözeyim” Dediği, Kadınların “Yanında Olayım” Dediği Gece

Deniz'in hikâyesinde ilginç bir ayrıntı vardı.

Olaydan sonraki gün arkadaş grubumuzla buluştuk.

Erkek arkadaşlarından biri hemen çözüm listesi çıkardı:

“Kafeini bırak.”

“Uyku düzenini düzelt.”

“Koşuya başla.”

“Bir daha olursa nabzını ölç.”

“Doktora git, EKG çektir.”

Bu yaklaşımın küçümsenecek hiçbir tarafı yoktu. Deniz'in karakterine de uygundu. Belirsizlik onu rahatsız ediyordu ve kontrol edebileceği noktaları belirlemek istiyordu.

Ama bir başka arkadaşımız, Zeynep, farklı bir şey yaptı.

Deniz konuşurken onu bölmedi.

“Bir daha olursa çok korkacağım,” dediğinde hemen çözüm sunmadı.

“Bunu yaşamak gerçekten korkutucu olmalı,” dedi.

Sonra sordu:

“En çok neyi düşünüyorsun?”

Deniz bir süre sustu.

“Yalnız kalmayı.”

İşte o anda mesele biraz daha görünür hale geldi.

Erkeklerin pratik ve stratejik yaklaşımı Deniz'e somut bir yol haritası sağlıyordu. Zeynep'in ilişkisel ve empatik yaklaşımı ise Deniz'in korkusunun yalnızca fiziksel belirtilerden oluşmadığını ortaya çıkarıyordu.

Bunu “erkekler böyledir, kadınlar şöyledir” diye genellemek elbette doğru olmaz. İnsanların krizlere verdiği tepkiler kişilik, yetişme biçimi, kültür, deneyim ve ilişki biçimleriyle yakından ilgilidir.

Fakat toplumun erkeklere sıklıkla “çöz, dayan, güçlü ol” mesajı vermesiyle kadınlara daha fazla duygusal paylaşım alanı açmasının, yardım arama biçimlerini etkileyebildiği üzerine düşünmek ilginç.

Belki de sağlıklı yaklaşım ikisini birleştirmektir:
 
Üst